SEVGİYLE KALIN

SEVGİYLE KALIN

BUGÜN YEŞİM CANIMIZI YENİ EVİNDE ZİYARETE EDİP, ANA OCAĞINDA, HAKKA UĞURLANIŞIN 40.GÜNÜ MÜNASEBETİYLE YEMEĞİNİ VERMEK DUALARLA ANMAK İÇİN SAMSUN’UN ALAÇAM İLÇESİNE GİDİYORUZ…. Konumuz :AŞK Mevlânâ’nın “Aşk” Kavramına Genel Bakışı;
Mevlânâ aşkı kendisine maksûd edinmiş, aşkla özdeşleşmiş; aklı aşkın hizmetine ve aşkı da insanlığın hizmetine sunmuş ender simalardan biridir. O, Hak sevdasıyla, Hak yolunda, aşk yolunda yanmayı, olmayı ve ermeyi amaç edinir. Bu durum, Mevlânâ’nın çok yaygın olarak bilinen şu ifadesinde kendisini bütün açıklığıyla gösterir: “Hâsılı bütün sözüm, şu üç sözden artık değil: Hamdım, oldum, yandım.”
Mevlânâ, aşktan bahsederken yerine göre farklı kavramlar kullanmaktadır. Mevlânâ’nın gerçek aşka “ilahi aşk”, “küll aşkı”, “ebedi aşk”, “Allah aşkı” gibi isimler verdiğini görüyoruz. Beşeri aşkı ise “cüz’i aşk”, “zahiri aşk”, “geçici aşk”, dünya aşkı” diye adlandırmaktadır. Onun aşktaki asıl amacı ve bütün beşerî aşkların ulaştığı son nokta gerçek aşk diye belirttiği, ilâhî aşktır. İlahi aşkla hedeflenen, insanın kendisinden geçerek her şeyde Allah’ın varlığını görmesi yani birlik âlemine ulaşmasıdır.
Hakiki aşkın insanın asıl gâyesi olmasını isteyen Mevlânâ, onu, anlaşılır kılmak için, beşeri aşkla kıyaslama yoluna gitmiştir. Mevlânâ’ya göre, dünyadaki sevgililer yalnız bir bahanedir. Gerçek Sevgili yalnız bir Allah’tır. Yeryüzündeki her zerrenin Allah’ın ezeli ve ebedi aşkından dolayı başları dönmüştür. Allah aşkının değdiği her yer O’nun aşkından titremektedir. Alemde O’nun aşkından başka ne varsa can çekişmeden ibarettir ve fânidir. Bunun için insan, suretten ve histen uzaklaşarak gerçek maşuku aramalıdır. Beşeri aşk, ancak Allah’a ulaşmada bir basamak, bir merdiven görevi üstleniyorlarsa değerlidir.
Mevlânâ’ya göre aşk olmasaydı, yaratma da olmazdı. Aşk, oluşun, büyümenin, tekâmülün ana ilkesidir. Aşk bir deryadır; semâvât ise onun üzerinde bir köpüktür. Kainat çarkını çeviren, hayatı bir safhadan ötekine yükselten, cansızdan canlıyı çıkaran hep aşktır. Kâinatı anlamak için akıl ve mantık yetmez. Aşk olmadan hayatın sırrı kavranamaz.
İnsanın manevi alanda ilerleyebilmesi ancak ruhunu gıdalandırmasıyla olur. Bu gıda da Mevlânâ’ya göre, ancak aşktır. Aşk sayesinde insanların iyi işleri meyve verip çoğalır. Aşk, çorak toprağı gül bahçesi haline getirir. O, her türlü sanatın, faaliyetin temelidir. Bunun için aşkın candan eksik edilmemesi gerekir. Zira , aşksız geçen ömür, ömürden sayılmaz.
“Ben aşkın aşığıyım” diyen Mevlânâ’ya göre, aşk altın madenine düşmektir. Hatta “altın da nedir ki? Aşk ölümden kurtuluştur, baştaki tacın düşme korkusundan emin oluştur.”
Mevlânâ’nın sevgilisi ve mesleği, şekli ve kılığı olmayan aşktır. Mevlânâ, “Bizi aşkta, aşkı da bizde ara” demektedir. “Zevâli olmayan aşkla bir rahimde yattım” ve “aşka kul oldum” diyen Mevlânâ, bu hâlinden memnundur ve bu hâli yaşamayanlara göre kendisini oldukça kazançlı görür. Ona göre, aşkın olmadığı gönülde din bir aldatış ve aldanıştan ibarettir. Zira, onun belirtmesine göre, bizim peygamberimizin yolu aşk yoludur. Biz aşkın çocuğuyuz, aşk da bizim annemizdir. Yine ona göre, sevgi ve aşk insanlık vasıflarındandır. Hayvanların bu kavramlardan haberleri olmadığı gibi, bu duyguları yaşamaları da imkânsızdır. 14 ŞUBAT SEVGİLİLER GÜNÜNDE HEPİNİZE AŞKI NİYAZLARIMI İLETİYORUM, LÜTFEN KABUL BUYURUNUZ…

Ertuğrul ARSLAN
Site Yön.Krl.Bşk.

14 Şubat 2026
3 kez görüntülendi